Fatoş İrwen İle Röportaj


  



Fotoğraf : Ahmet Aküzüm


                                                            Fatoş İrwen 

  Fatoş hanım merhaba. Bize kendinizden bahseder misiniz ? Yaşamınız, bulunduğunuz çevre, yetiştirilme tarzınız çalışmalarınızı nasıl etkiledi ?

Diyarbakır’da  Sur içinde yaşadık kuşaklar boyu ve 20 nüfuslu bir evde doğup büyüdüm ve büyük oranda orada yaşayan biriyim.  Sanatla iç içe bir hayat olsa da önceliklerimiz farklıydı tabi. Kişisel olarak üretmek zaten bu yaşamsallığın bir parçası olarak çok da büyük iddialarla değil kendiliğinden dahildi hayatıma. Etrafımda çok fazla kadın vardı ve hala öyle dolayısıyla tüm o politik çalkantıların içinde yaşamı dönüştürme, direnç kaynaklarımı çoğaltma konusunda  nedenlerim oluşmaya başlamıştı bile çocuk yaşlarda. Sur içinin Delileri, Kadınları, bohem pek çok kişilik ve müslümanlardan ibaret olmayan bir sokak hayatıyla bir yandan kültürel zenginliğe sahip bir yaşamdı tüm devlet şiddetine rağmen.  Böyle bir yaşam ister istemez sanatımın tüm arka planını oluşturan en temel şeyler oldu.

  
Yaşamdaki mücadeleniz ve yaşadığınız politik çatışmalardan sanatınız nasıl etkilendi ?

 Yaşam mücadelesi hem tüm zenginliğiyle hem de politik çalkantılarıyla iç içe sürdü hep. Büyüklerimiz koruma içgüdüsüyle sürekli bizi politikadan uzak tutmaya çalışırdı. Çünkü uzak durunca devletin baskı ve şiddetinden uzak bir hayat olacağını zannederlerdi. Çok fazla insan kaybedildi  bu yüzden anlamamak mümkün değil tabi. Fakat tüm gözünüzün önünde olup bitenleri sorarsınız doğal olarak. Hayatı anlamak, Kadınları anlamak, şiddeti anlamak, dayatılan her şeyi anlamak çabasıyla büyüklerime sorduğum sorulara cevap alamamak, geçiştirilmek, susturulmak...Bunların hepsi  sorularımı daha da büyütüyordu.  Politik meselelerin hep gündemimiz olması doğalında kaçınılmazdı. Aslında ne kadar aksi çabalanırsa çabalansın. Yaşamımın, günlük hayatımın ayrılmaz parçası olan her mesele sanatımın da meselesi  olarak ortaya çıkıyor. Tabi hiçbir zaman doğrudan düz bir bakışla değil. Daima farklı bir yöntemle,  bazen üzerinde bırakın aylar  yılarca düşünülmüş işler olarak, farklı anlatım araç ve yöntemleriyle ilerliyor.  







3 yıl cezaevinde kaldınız ve tahliye edildiniz. Burada yaptığınız işler çok etkileyici. Bu sürecin sonunda yakın zamanda ‘Olağan zamanın dışında’ adında bir sergi açtınız. Serginin teması da bu süreçte yoğun olarak hissettiğiniz ‘Adalet ve Merhamet’ kavramları üzerine. Sergiyi biraz anlatır mısınız ?

Nedir ‘Olağan Zamanın Dışında’ ?

Evet 2012’ deki açlık grevi eylemleri sebebiyle  o dönemki  gözaltı süreci ve mahkemelerin sonucunda  cezamın hükme bağlanmasıyla  2017 itibariyle  3 yıl Diyarbakır Siyasi Cezaevinde kaldım.  Tahliye olana dek ürettim. Üretim sürecimin dışarıdaki üretim sürecimden kopuk olmaması sebebiyle girer girmez başlamıştım. 

‘Olağan Zamanın Dışında’ ismi zaten önceki dönem 2010 tarihli çalışmalarımdan birinin adı olarak iki serginin de adını kapsayacak nitelikte bir isim oldu.  Bu sergiyi iki küratörle iki büyük mekana iki dönem şeklinde Cezaevi süreci ve önceki dönem olarak genel bir ayrıma girsek de  iç içe geçen , birbiriyle konuşan işler arasında dönemsel ayrıma girmeden yerleştirme yaptık.  Bu iki sergi benim tüm üretim sürecimin, zamansallıklarımın, kişisel tarihimin, coğrafyamın yıllara yayılan kişisel, politik, zamansal katmanlarıyla herkesle göz göze bakışabildiğim, selamlaştığım,  bir sergi oldu. Anlamak, değer, adalet, özgürlük, felsefe, tarih, tarihdışılık, iktidar, yas, direniş, beden  vb. kavramları üretim sürecimin, yaşamımın temel kavramları  o nedenle  tüm ürettiğim eserlerin ortak meselelerinden  olurken  bu kavramları da sarmalayan ‘zaman’ kavramıyla  kendi felsefesini, gerçekliğini kurarak kendi alanı yaratan işler oldu. Bu yüzden işler başlı başlıbaşına sahici bir iletişim kurdu insanlarla ve bu da hayal ettiğim gibi gerçek bir kucaklaşma hissiyle ve kendiliğinden  gerçekleşti. 

Bize seçtiğiniz tekniklerden ve bunları nasıl kullandığınızdan biraz bahseder misiniz ?

Kurgusal fotoğraflar, performans, resim, tekstil işleri, enstalasyon, video  vb. pek çok araç kullanıyorum işlerimde. Düşündüğüm her meseleye göre çeşitlilik içeriyor. Çok sıkılgan bir yapımın olması, çocukluğumdan beri bir toplayıcı özelliğim olması, hem de tüm bunlarla bedensel bir bütünlük taşıdığımı  düşündüğüm için anlamak, idrak etmek tüm bu şeylerle bağ kurulmasını istemek her bakımdan yelpazemi  geniş tutmama sebep oluyor. Çünkü Yaşam herhangi bir şeye indirgeyebileceğim bir alan değil.  Nesnelere bakışım, bedene, bakışım, coğrafyama, kendi türüm dışındaki türlere bakışım bir bütünlükle akışkan  ve girift bir yapıyla oluş halinde. Bedenimi çok fazla kullanıyorum. Bu beden olarak bazen sur sokaklarında, evinde  hayalet gibi gezindim, bazen bu bedeni tanımsızlık alanına sürükleyerek diktim, deştim, bu bedene  bir kirpi eşlik etti bazen , gene bir beden  olarak linç kültürünün en yoğun yerine gidip sadece yürüdüm sonsuz bir  yaşama yürür gibi, kaybolana kadar,  bazen çocukluğumdan beri biriken saçlarımı yiyerek tüm bu patolojik varlık hallerini, hafıza denen illeti bu bedene  gömdüm. Tüm bu performatifliğin yanı sıra yeni bir tarih yazımı fikirleri şimşek gibi  zihnimde çakarken iktidar unsurlarını krize sokan metinler oluşturuyorum, her biri birer kaos aralığı yaratan işler olarak yerini buldu. Tanımsız bir şey olunca daha sinir bozucu, ele avuca sığmayan bir şeye dönüşüyor insan bu bana özel bir keyif veriyor… bazen de bu minvalde zihnimde kaynayanları, fışkıranları yakalamaya çalışıp çiziyorum, dokuyorum, resmediyorum. Bazen tek bir saç teliyle yorumluyorum meselemi bazense son derece yorucu bir alan yaratıyorum çünkü  o kadar yoruluyorum ki belki de sadece izleyen olsa bile bir eşlikçim olsun istiyorum bazen.  Yani kısaca, deşiyorum, dikiyorum, yerleştiriyorum, çiziyorum, duruyorum, hareket ediyorum.


 Yaşadığınız ve ürettiğiniz coğrafyada inanılmaz sanatçılar var.  Bir kürt sanatçısı olarak yaptığınız işlerin politik açıdan sınıflandırıldığını düşünüyor musunuz ? 

Evet ciddi bir üretim potansiyeli var coğrafyamızda, fakat ne yazık ki sömürge bir coğrafyadan bahsediyoruz ve ne yazık ki, her alanda olduğu gibi belli iktidar alanları yaratılıyor..  Batının egemen- oryantalist ve popülist bakışı, sürekli indirgeyici bir noktada tutma çabası karşısında bir sanatçı olarak, bir kadın olarak bu olumsuzlukları bertaraf edemesem de,  mesafeyi  korumak, durmadan üretmek bile ciddi bir irade gerektiriyor. Mesafe ve irade ortaya konmadıkça hem üretemezsiniz hem de özgürlüğünüzü  ve özgünlüğünüzü kaybedersiniz.  Bu  kişisel sergilerimde işlerim nitelikleriyle politik olarak çok önemli düşünür kuramcıların mercek tuttuğu, tartıştığı ve ‘nihayet’! şeklinde sesler çıkmasına vesile oldu.  Çünkü belli kimlik politikalarının dar çerçevesini aşan bir sergi olmasının yanında yeni bir  bakış vadeden, bu bakışı üretmenin olanaklarının mümkün olduğunun somut kanıtı  olarak değerlendirilen sergiler oldu. Politika- sanat meselesi yıllardır tartışmalı bir mesele ve bu sergilerle hem tarihsel, hem kişisel, hem de güncel pek çok meseleye dair  sanatsal ve felsefik olarak yeni bir bakış alanı açıldı, tartışıldı ve sergiler bitmesine rağmen hala kendi gündemini koruyor.

Türkiye’de sanata verilen değeri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de sanatını icra etmek isteyen genç sanatçılara nasıl bir yol izlemeleri gerektiği hakkında bilgi verir misiniz?

Türkiye’de her konuda olduğu gibi sanat alanı da son derece problemli.  Adalet , hukuk, insan hakları meselelerinde bu kadar eksilerde olan bir yerde sanat alanında makul bir şey beklemek tuhaf zaten.  Ucuz çıkar ilişkilerinin çürüttüğü ilişkiler ağı, sürekli almaya çalışan asla vermeyip üstelik sizin için iyilik yaptığını zanneden hileli ilişkiler vs. çok can sıkıcı, yıpratıcı olabiliyor.  Fakat gerçekten çok iyi bir izleyici, takipçi ve üreten  kesim var. Hele gençler bir harika!  Bunu inkar etmek yok saymak olur. Zaman zaman genç arkadaşlarla bir araya geliyorum ve inanılmaz haksızlıklara maruz kaldıklarını anlatıyor paylaşıyorlar ve bu gerçekten basit bir serzeniş değil çoğunlukla ve tüm bunlara direnecek enerjiyi, yaşam enerjilerini korumaları yönünde ciddi motivasyon alanları yaratmak konusunda çok konuşuyoruz. En önemlisi üretmek ciddi bir panzehir bunca olumsuzluk karşısında. Üretmek, okumak, duyumsamak, kendi olmak  gibi dertleri varsa insanın gerçekten sahici  işlerle farkını ortaya koyabiliyor.

'' Olağan Zamanın Dışında'' Sergisinden Fotograflar ;




















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belkıs Balpınar Röportajı

Pelda Aytaş Röportajı