Pelda Aytaş Röportajı


 Merhaba Pelda hanım. Bize kendinizden  bahseder misiniz ?

Pelda Aytaş, Diyarbakır’da doğdum büyüdüm. Diyarbakır Dicle Üniversitesi görsel sanatlar öğretmenliğini okudum. Okurken çocuk hikayeleri de resimliyordum. 2014’ten beri görsel sanatlar öğretmenliği yapıyorum. Görev yaptığım yer olan Mardin’de  yüksek lisans yaptım. Üretimlerime Mardin ve Diyarbakır’da devam ediyorum. Suluboya, pastel, marker, tel ve nakış teknikleri ile üretiyorum.






Başlangıçta sizi bir araç olarak tekstile çeken şey neydi?

Aslında tekstili bir araç olarak tercih etmem aynı zamanda toplumsal cinsiyet ve estetik arasındaki ilişki üzerine düşünmeye başlamamın sonucu. Bu da yüksek lisansın ilk dönemlerine denk geliyor. Kadınların, İlk önce bir kadın sanatçı olarak kendimi alanımda ortaya koyabilmek için inşaat telleriyle figür çalışmaları yapmayı düşündüm. Ancak telin tarihsel olarak erkeğe ait bir meta olarak kodlandığını göz önüne alınca, bu teknikle sanatsal üretimde bulunmanın erkeğe ait kabul edilen bir alana onun enstrümanıyla dahil olmaya çalışmak anlamına gelebileceğini fark edince bu fikirden caydım. Bundan sonraki adımda nakış ilgimi çekti. Çünkü nakış tarihsel olarak kadına ait bir zanaat olarak kabul edilmiş, tüm estetik olanakları göz ardı edilerek sanat alanının dışına itilmiştir. Ben de buradan hareket ederek, kadınla özdeşleştirilen bir enstrümanı sanatsal alana taşımaya karar verdim. Böylece bir yandan tarihsel eril söylemin ve estetik alanının sınırlarını ihlal ederken diğer yandan bez ve nakışla estetik alanda kadını görünür kılmak, estetik öznellik ve özerkliğini ortaya koymak istedim.



Bize seçtiğiniz tekniklerden ve bunları nasıl kullandığınızdan biraz bahseder misiniz?

Şimdiye kadar kullandığım temel teknik bez üzerine nakış işlemek ya da figürlerde kumaş kullanmak. Bu teknik bana soyut ile somutu, gerçek ile imgeyi bir arada betimlemeyi ve iki alan arasındaki geçişkenliği sağlama olanağını veriyor.

Bize fikirden yaratmaya kadar olan sürecinizden bahseder misiniz ?

Yaptığım çalışmaları kişisel ve toplumsal olarak ayırabiliriz. Çünkü üretim sürecimi başlatan şey anlamak daha sonra da anladıklarımı onarmak oluyor. Toplumsal boyutu ağırlıklı olan çalışmaları beni huzursuz eden, anlayamadığım, değiştirebilmek istediğim durumların etkisiyle üretiyorum. Bir takım araştırmalar ve okumalar sonucunda metinler yazdıktan, taslaklar ve tasarımlar yaptıktan sonra hazırlıyorum. Konunun tarihsel gelişimi ve topluma etkisi ifade edilme aracını ve yöntemini belirliyor. Tatmin olana kadar üretim süreci gelişiyor. Huzursuz eden bir konu üzerine yoğunlaşmak, onaracak bir alan ihtiyacı hissettiriyor. Bu sebeple kişisel olarak nitelendirdiğim çalışmaları bu tür çalışmaları yaptığım sırada paralel olarak üretiyorum.  Kişisel üretimi, onarımı şahsi arzularım, sevdiğim şeyler hakkında çalışmalar yaparak gerçekleştiriyorum. Bu sürecin yöntem ve tekniklerini belirleyen hislerim oluyor.



Bize işinizden özellikle sevgi dolu anılar barındıran bir parçadan bahseder misiniz ? ve neden?
Bütün çalışmalarımın her biriyle farklı bir bağım var. Ayırmak zor, ama böyle bir soru karşısında “Anıtnakış” çalışmamdan söz etmek istiyorum. Bu maalesef bitmemiş ve bitmesi bana bağlı olmayan bir eser. Çünkü erkekler tarafından katledilen kadınların sayısal bir göstergeye dönüştürülmesine bir karşı çıkış olarak,  öldürülen kadınların ismini yazarak onların özneliğini ortaya koymaya çalıştığım,  söz konusu olanın bir kadın yaşamı olduğunu göstermeye çabaladığım bir çalışma. Maalesef kadın katli bitmeyen bir olgu olduğu için bu çalışma da devam etmek durumunda. Kültürel olarak aşkı evlilik kodları içinde tanımlayan gelenekte nakış ve kadının romantik hayalleri arasındaki bağdan hareketle
bez üzerine nakış tekniğini kullanarak protest bir çalışma yaptım. 
Çalışmalarınızı nasıl tanımlarsınız ve çağdaş sanat alanına nerede uyduğunu düşünüyorsunuz?
İplerle resim yaptığımı düşünüyorum. İp çok zengin imkanlar veriyor ve sürekli güncellenebilen bir malzeme. İp çizgi kadar ince detayları vurgulama imkanına sahip olmasa da, dokumanın verdiği kabartma duygusu ve derinlik perspektifiyle resme daha çarpıcı bir görüntü sağlıyor.
Çalışmalarım bir bakıma geleneksel olanla modern olanın bir sentezi aslında. Geleneksel bir zanaat olan nakışı, çağdaş sanatın bir enstrümanına dönüştürüyorum. Özellikle kadına ve ev içine ait kabul edilen nakışı modern sanatın içinde yeniden üretmek feminist bir sanat pratiğine dönüşüyor.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belkıs Balpınar Röportajı