NANCY ATAKAN 

Nancy hanım merhaba. 1969 yılından bu yana aktif olarak sanat eliştirmenliği ve sanat tarihçisi olarak karşımıza çıktınız. Aynı zamanda sanat anlamında öğrendiğiniz her şeyi genç sanatçılara aktarıyorsunuz. Biraz kendinizden bahseder misiniz ? 

1995 yılında Mimar Sinan Üniversite'sinden doktora ünvanı aldım. Tezim de Kavramsal Sanat üzerineydi. Temizi yazarken sadece bir tane sanat nesnesi yaptım. Sanatın ne olduğuna karar vermek üzerine odaklandım. İlk video çalışmamı kendi karar verdiğim sanat nesnesinin tanımı kısa tautology olarak yazıldığı sözlerle anlattım. Bu süreçte yeni sanat felsefemi de oluşturdum. Bu 4 yılın sonunda yeni çalışmam, Dialog olarak sanat, sanat pratiğimde ilişki, işbirliği, paylaşım ve iletişimin en önemli ögeleri olduğunu vurguladım. Neriman Polat, Gül Ilgaz ve Gülçin Aksoy ile birlikte Arnavutköy de müşterek bir atölye tuttuk. Amacımız birlikte felsefi ve bilimsel metinler okumak, ortak kurumsal zemin oluşturmask ve o günkü yenilikçi teknik ve malzemeleri sanat alanında meşru kılmaktı. 2004'e kadar beraber sergiler planlayıp gerçekleştirdik. 2009 yılında Pi Artworks çalışmam temsili başlamıştı. Ondan bir yıl evvel, 2008 yılında, Volkan Aslan ile hayal etiiğimiz proje mekanı imc5533 ü açtık. 2018 yılında 10. yılımızı kutlamak amaçlı bizimle çalışan 300 den fazla sanat alanında çalışanların adları akan bir video şerit şeklinde sanat yapıtı sunduk. 2021 yılını kapsayan projelerimiz için SAHA dan destek aldık. İki sanatçı Can Küçük ve Meltem Sarıçiçek'e 5533'ün anahtarını teslim ettik. Önce dediğim gibi işbirliğine önem veriyorum. 2012 yılında başlayarak İsveçli sanatçı, Maria Andersson ile çalıştım. 2019  yılında araştırmalarımızın Farah Aksoy'un küratörlük yaptığı Salt Beyoğlu, Forward! March sergisinde gösterebildik. Bu çalışmalarımız da 3 değişik sergide 2019 ve 2020 yılında İsveç'de gösterildi. 2018 yılında Yunanlı ingiliz sanatçı , Kalliopi Lemos'la kadınların yaşlanma konusu üzerine araştırma başlatmıştık. Necklace of Time adında bir film gerçekleştirdiki. 2020 yılında Pi Artworks Londra'daki galerisinde sergimiz oldu. 

1990 yıllarında resmi bırakıp yeni bir alanaş taşındınız. Bu sizde nasıl bir dönüm noktası oldu ?

1969 yılında ABD den Türkiye'ye taşındım. 1975 başlayarak orta ve lise seviyesinde resim öğretmenliği yaptım. Sulu boya ve akrilik resim yaparak üç kişisel sergi açgtım. Son açtığım resim sergisi Metiin Deniz'in Taksim'deki MD Galerisindeydi. Bütün resimlerimi Sıdıka Atalay Maslak'ta yeni açılan Mvenpik Oteli'nin girişinde kıllanmak üzere satın aldı. Normal olarak memnun olmam gerekirken rahatsız oldum. Sanat bu mu ? Sadece estetik katgıları mı önemli ? Bunalıma girdim. Devamlı 'mesleğiniz' nedir sorusu ile karşılaşıyordum. Cevaplayamıyordum. Resim öğretmeniyim diyebilirdim ama gönül rahatlığıyla görsel sanatçı diyemiyordum. Kendimce böyle bir hak kazanmış değildim çünkü sanatın ne olduğunu bilmiyordum. 1990 yılında sanat tarihi doktorası için Mimar Sinan Üniversitesinde başlamıştım ve sonunda kendi sanat tanımımı ve sanat felsefemi oluşturabildim. Sanatçı üncanı da hak kazandığıma karar verdim. Sanat pratiğim değişti. Bir daha boya kullanmadım. Konular devam etti ama sanatçı olabilmek için resim yapmam gerekmediğini anlayınca rahatladım. 

Genellikle otobiyografik, imge ve kelime arasındaki ilişki, aidiyetin anlamı, cinsel poitikası, hafıza ve küreselleşme gibi konulara odaklanıyorsunuz. Türkiye'de sanatın sansürlenmesine ilişkin düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz ? 

İlk başta insanların ön yargılarıyla baş etmek istiyorum. İstanbul'un bütün Türkiye'yi temsil etmediğini ve kentli, çalışan ve iyi eğitimli kadınların durumunu, taşrada yaşayanlardan farklı olduğu bilincindeyim. Ancak İstanbul'da sırf cinsiyetim nedeniyle sanata ulaşan kapıların yüzüme kapanması gibi bir durum hiçbir zaman başıma gelmemiştir. Aslında İstanbul'a 1969 yılında taşındığımda, çalışan kadınların durumunu, ABD'de gördüğümden çok daha güçlü olduğunu düşünmüştüm. Kadın sanatçı mıyım değil miyim hiç cinsiyet ayrımı hissetmemiştim. Her şeye geç başladığımdan beraber çalıştığım sanatçıların hepsi benden en azından 15 yaş genç. Çoğu sergide yaş sınırı vardı veya sadece genç sanatçılar davet ediliyordu. Bazen de yaşlılar çekilsin gençler katılsın gibi laf da duyuyordum. Yaşadığım yaş ayrımcılık durumu ilk fark eden Vasıf Kortun'du. 2000 yılında Ankara'da düzenlediği 'Gen. Sanat-3' sergisine beni davet etti. Tabiki hem Vasıf hem de beni eleştiren oldu. Ama serginin adı Genç Sanat.... Genç Sanatçı değildi. İkinci yaşadığım sorun tabiki buralı olmak. Türkiye'de 20-30 yıl hiç oturmamış ama ailesi Türkiye'de doğmuş sanatçılar Türkiye ile ilgili sergilere rahatlıkla davet alırken ilk olarak 2003 yılında Fulya Erdemçi beni İstanbul/Rotterdam arası sergisine çağırdı. 2009 yılında Türkiye'yi temsil edeceğim başka yurt dışı sergisine Beral Madra davet etti. Cennet değil, toprak ayağımın altında' Akademie Der Kunste, Berlin, sergisine iki duvarında çalışmam yer aldı. Bugün daha az önyargılı dadvranışlarla karşılaşıyorum. 2016 yılından sonra burada neredeyse 50 yıl yaşarken ilk defa sanatımda konu sansürünü hissetmeye başladım. 2000 yıllarda olduğum sergilerde herhangi bir sansürlü olay olduğunda sanatçılar birleşip haklarını savunup olayı durdurabiliyorlardı ama bugün farklı. Söylemek istediklerimi daha belirgin olmayan söz ile ifade edip ve daha çok metafora kendimi yönlendiriyorum. 

Çalışmalarınızda nakışa yoğunlaştığınızı görüyoruz. Anlatmak istediklerinizi nakışla daha iyi ifade edebildiğinizi söyleyebilir miyiz ?

Nakış ve dantel ile ilgili konular 1980 yıllarında yaptığım sanat ürünlerinde bile görülebiliyor. Sulu boyalarımda nakış havası da vardı. Sonra, ailede hayatta olan yaşlı kadınların yaptığı veya ailelerinden kalan antil dantellerle ilgili video yaptım. Yaşlı kadınlarla mülakat sırasında kendi desenleri kendi bahçelerinden kendi çevrelerinden ilham alarak yapıyorlar diye anlatırlar. Bugün dantel yapan şehirli kadınlar çevrelerine bakarak ilham alırlarsa nasıl desen yaparlar diye kendime sordum. Cevabın reklam panellerinde görüyorlr en çok diye düşündüm. MCDonalds ve Coca Cola imgeleri dantel örtüler şeklinde işlettirdim. Bir sergi açılışımda tepsiye örtü olarak kullandım. 2016 yılına kadar çalışmamın konusunu seçerken sansürlük kaygım yoktuç Şimdi var. Nakış tekniğine daha çok ağırlık vermemin bir nedeni de bu. 1990 yılında yağlı boya resim yapmayı bıraktım çünkü tarih boyunca kadınların dışlandığı bir alandı. Her zaman sanatımda nakışın yankıları vardı ama gittikçe sanat pratiğim de daha önem kazandı. Sansür baskısı çoğalınca da daha çok kadınlara atfedilen sanat tekniklerini gözden geçirip önem verdim. Çnce çizimlerimi progesyonel nakışçılara verip sipariş veriyordum ama şimdi hem çiziyorum hem de kendim dikiyorum. Covid 19 korkusuyla evde kalmam zorlandıkça nakışa daha yoğunlaştım. Küçük atölyem o bu tekniği uygulamam için daha uygundu. Teknik ön planda değil. Ama ipliklerin renkleri ve kumalın değişik dokuları ile oynamayı seviyorum. 

İstanbul'da kurucu ortağı olduğunuz 5533 adında bağımsız bir sanat inisiyatifi kurdunuz. Genç sanatçılar bu kurumdan nasıl faydalanabilirler. Kimler katılabilir ?

imc5533 proje alanıdır. Galeri değil. Sanatçı bize gelip bu işlerim var, 5544 de sergilemek isterim derse çoğunlukla galeri olmadığımızı anlatıp hayır deriz. Yapmak istedikleri proje ile gelirlerse ona çok ciddi bakarız. Aynı zamanda 5533 olarakhiç bir sanat nesnesini ne alırız ne de satarız. Projeler gerçekleştirmek için fon da yok. Sadece mekanımız var. 5533 de yeni proje getirirse, kendi sponsor veya para kaynağı varsa ve mekan da çalışmak isterse projeleri değerlendiririz. 2008 yılından beri böyle çalışıyoruz. Bazen projeler oluşturmaları için değişen küratörlerle çalıştık. Ama onlar da sergi düzenlemediler. Mekanda proje yürüttüler. Mesela, Mari Spirito usta kuratörler ve yeni başlayan küratörlerin beraber çalışabildikleri için ortam yarattı. Sergiler nasıl tasarlanır diye ustalarından öğrenip sergiler planladılar. Volkan Aslan ve ben 5533 un projelerini seçtik. 13. yılına girdik ve çok farklı projeler oluşturduk ve çok önemli sanatçılarla ve küratörlerle çalıştık diyebilirim. 







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belkıs Balpınar Röportajı

Pelda Aytaş Röportajı