Merhaba Studio Pinprick’ten İsmail ve Hayrettin. Bize kendinizden  bahseder misiniz ?

İsmail:
Ben İsmail. Bursa’da doğup büyüdüm.
Liseden sonra Sanat Tarihi okumak için Çanakkale’ye gittim.
Yüksek lisans yaptığım dönemde tez aşamasına geçince artık
piyasaya girme zamanı diyerek İstanbul’a taşındım. 5 yıl boyunca
galerilerde ve sanat danışmanlığı firmalarında çeşitli alanlarda görevler
aldıktan sonra farklı işler yapmak isteyerek 2019 yılında bir
event ajansında çalışmaya başladım. Pandemi öncesinde
hep insanları bir araya getirmek üzerine yapılan işlerde olduğum
için covid-19la beraber küresel ve bireysel dönüşüme girmek
zorunda kaldık. Kalabalıklar içinden yalnız evlerimize düştüğümüz
dönemde nakış ile işler üretmeye başladım. Öncesinde suluboya
ve pastel boya ile çalışıyordum. Nakış hem üretim hem psikolojik
açıdan beni daha ileriye götüren ve yaptığım üretimler açısından
beni daha doyuran bir teknik oldu diyebilirim.

Hayrettin:

Ben Hayrettin. Mersin doğumluyum.
Güzel Sanatlar Liseleri İmam Hatip Liselerine çevrilmeden
önce Mersin Nevit Kodallı Güzel Sanatlar Lisesinde Resim
Bölümü okudum. Ders aralarında müzik bölümüne kaçıyordum.
3 yıl Mersin Polifonik korolar derneği gençlik korosunda bas bariton
olarak koristlik yaptım. Bir yandan kara büyü isimli
rock grubumda vokal yapıyordum. Anadolu Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık bölümünü kazandım.
Bu süreçte Kara Büyü grubunun ilk albümü tamamlandı.
Okulda farklı disiplinlerden beslenerek ortak projelerde
sanatsal üretimime devam ettim. Üniversite biterken Star
Akademi yarışmasına katılıp 10 haftalık Reality Show
deneyimi kazandım. Bir yandan illüstrasyonlar yapıp, bir yandan da
bireysel müzik yolculuğuma doğru ilerlerken, bestelerimi
düzenleyip, kostümlerimi tasarlayıp, sahne dekorlarıyla
ilgileniyordum. Görsel sanatlardaki birikimimi müzikle birleştirip
sanat yönetmenliği denemelerinde bulunuyordum. İllüstrasyonlarım
albüm kapakları, eşarp, duvar kağıtları gibi farklı yüzey ve
alanlarda yer aldı. Yayınlanan kliplerimde yer alan maskeleri,
kostümleri ve mekanları uygulanabilir hale getirmek için tekstille
içli dışlı olmaya başladım. Tasarım süreçlerini gerçekleştirdikten
sonra üretim sürçleriyle birebir ilgilendim. Bu sanatsal aktivitelerin
yanında 2011 yılından bu yana iç mimar olarak hayatıma devam
ediyorum. Dijitalleşen dünyada geleneksel sanata yaslanıp,
tasarımcı olarak değil sanatçı olarak hayatımı devam ettirmeye karar verdim. 




Başlangıçta sizi bir araç olarak tekstile çeken şey neydi? 

İsmail:
Sanat tarihi okumadan önce güzel sanatlara hazırlanmıştım.
2007den bu yana birçok farklı malzeme ile çizim yaptım fakat
suluboya ve pastel ile yaptığım üretimler hep beni daha çok tatmin etti.
Pandemi döneminde kendime döndüm ve denemediğim şeyler
denemeye çalıştım. Daha minimal düşünmeye ve yaşamaya
yöneldiğim bir dönemdi. Instagram üzerinden sanatçı önerileri
yaptığım için sürekli yeni sanatçılar keşfetmeye çalışıyorum. O
dönemde kağıt üzerine nakış yapan Natalie Ciccoricco’nun işleri
beni iğne ipliğe yönlendirdi diyebilirim. Tam aradığım minimallikte
çalışmalardı. Suluboyanın kağıtta dağılmasını izlemek gibi ipliğin kağıtta
dağılmasını izlemeye çalıştım. Punch iğne işlemelerine başlamam
ise tamamen kendimi bulmama ve özgürleşmeme neden oldu. 

Hayrettin:
Pastel , yağlı , guaj boyaları, kuru kalem, markör, füzen gibi malzemelerin hepsini deneyimledim. İllüstrasyonlarımda önce dijital ortamda kolajlarımı hazırlayıp sonra onları karakalem tekniğiyle çizip sulu boyayla renklendirip tarattıktan sonra dijital ortamda son rötüşlarını gerçekleştiriyordum. 2021 yılının başında Eskişehir’e taşındığımız dönemde kendi evimizi tasarlarken salıncağımızın üzerinde resimli yastıklar görmek istiyordum. Üretilen ve hazır satışta olan yastıklar bana hitap etmiyordu. Kendi yastıklarımın eskizlerini hazırlayıp ilk üretimimi tamamladıktan sonra punch işçiliğiyle resim yapmaya başlamış oldum. Artık diğer boyaları eskiz yaparken kullanıyorum. ,


Bize seçtiğiniz tekniklerden ve bunları nasıl kullandığınızdan biraz bahseder misiniz ? 

İsmail:  
2020 başlarında el nakışı ile üretimler yapıyordum. İlk yaptığım işler kağıt üzerine nakışlardı. Kağıt üzerine iplik ile çalışmak için uzunca bir ön hazırlık yapmak gerekiyor. Sanırım kendi sınırlarımı zorlayıcı yollar bulmaya çalışıyordum. 😊 Kağıt ve tuval üzerine deneysel soyutlamalar yapıyordum. Hayrettin de o dönemde punch iğne ile üretimler yapmaya başladı. 2021 yılında Eskişehire taşınana kadar nakış işlerime devam ettim. Punch ile üretmeye başladığımda figüratif üretimler de yapmaya başladım. Punch ile daha hızlı ve özgür olduğumu hissettim. Ben eskizlerimi genellikle pastel boya ile yapıyorum. Sonrasında kumaşa çizimleri hazırlayıp dokumaya başlıyorum. Hayal ettiğim renkte iplik bulma kısmı bazen zorlayıcı olabiliyor. Bazen de öyle iplikler buluyoruz ki iplik kendini resim olarak gösteriyor.
Hayrettin:
Kağıdım kumaş, kalemim punch iğnesi, boyam da iplikler.





Bize fikirden yaratmaya kadar olan sürecinizden bahseder misiniz ?

Genel olarak bizi etkileyen ortak fikirleri ve konuları belirleyip, bunun üzerine eskizler hazırlayıp fikirlerimizi somutlaştırıyoruz. Çıkan eskizler üzerinden içimize sinenleri seçip onları renklendirmek için dijital ortama aktarıyoruz. Renklerimizi belirledikten sonra bu renklere uygun ipleri aramaya çıkıyoruz.  Dijital renklendirmeden malzeme seçimine geçtiğimizde iş aslında kendini yeniden oluşturuyor. Dijitalde seçtiğimiz rengin birebir aynısını bulmak, üretilen iplik renkleri nedeniyle renklerde farklılaşmaya, farklı dokular ve birliktelikler yaratmamıza neden oluyor. Bu çeşitlilik her anlamda işlerimizi güçlendiriyor.
Ağırlıklı olarak Amerikan bezi ve ham keten üzerine dokuma yapıyoruz. Dokumalar tamamlandıktan sonra işlerin ruhuna uygun mekanlar modelleyerek, dijital ortamda renderlarını alıyoruz.



Şu anda size ilham veren nedir?

Çocuk resimlerindeki özgürlük, günlük ve anlık yaşanan olaylar ve konular, dijital dünya içerisindeki görsel bombardıman üretimlerimizin ilham kaynakları

Türkiye’de sanata verilen değeri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de sanatını icra etmek isteyen genç sanatçılara nasıl bir yol izlemeleri gerektiği hakkında bilgi verir misiniz ? 

Anayasada yer alan 64. Maddenin asla uygulanmadığı bir Ülkede, uygulanıyormuş gibi gösterilmesini izlerken, bizi sanata tutunmaya ve üretmeye iten şey bu toprakların çok kültürlülüğü ve zenginliği. Nereye gittiğimizi bilmesek de nereden geldiğimizi iyi biliyoruz. Sanatçıların yürümesi gereken sabit bir yol olduğunu düşünmüyoruz. Yaratıcı alanlarda bulunmak isteyen herkesin, ülkemiz şartlarında her ne kadar zorlayıcı yollardan geçiyor olsalar da vazgeçmeden üretmeye devam etmeleri gerekiyor. Her ne yapıyorlarsa her gün bunu yapmaya devam etmesi gerekiyor. Çünkü bunu yapmaya devam ettiğimiz sürece muhakkak ulaşması gereken yere ulaşacağına inanıyoruz. Biz de aristokrak ailelerden gelmedik ama İçimizdeki yaratıcı gücü canlı tutmak için her gün bir sebep buluyoruz.
 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belkıs Balpınar Röportajı

Pelda Aytaş Röportajı