1.      İrem hanım merhaba. Bize kendinizden bahseder misiniz?

      Merhabalar, ben İrem Yazıcı. Nakış sanatçısıyım. Eskişehir’de iki kedimle beraber ev stüdyomda yaşamaktayım. Nakış sanatçılığını aynı zamanda mesleğim olarak icra etmekteyim ve günlerimin çoğunu nakış yaparak geçirmekteyim.






1.      Nakışa nasıl başladınız ? Başlangıçta sizi bir araç olarak tekstile çeken şey neydi?

Tekstil ile ilk tanışmam çocukluğumda gerçekleşti. Bunda ananemin terzi olmasının büyük bir payı oldu çünkü kış tatillerinde Denizli’deki evine giderdik ve evinde çok çeşitli dikiş nakış malzemeleri bulunurdu. Ben de zaman geçirmek için hepsini dener karıştırır, nasıl kullanıldıklarını öğrenirdim. Asıl başlangıcı üniversite yıllarında yaptım. Gerçekten çok spontane bir başlangıçtı. Hiç aklımda böyle bir şeye başlamak yokken bir gün iplik malzemesi satan bir dükkanın önünden geçiyordum ve renkleri beni cezbetti. Ben de içeri girip bir sürü renkte iplik alıp sonra da kumaşçıdan etamin kumaşı aldım ve böylece başlamış oldum. Beni en çok cezbeden ve devam etmeme neden olan şey sanırım iğne ve iplik gibi çok temel malzemelerle çok farklı tekstürler yaratabilme olanağı oldu. Bunun dışında renkli ipler ve boncukları yaratıma sokabilmek benim için hem eğlenceli hem de büyüleyici bir şey. Çalıştığım malzemeyle eğlenebilmenin de yaratıcılığımı artırdığını düşünüyorum.



1.      Bize fikirden yaratmaya kadar olan sürecinizden bahseder misiniz ?

Fikirlerin aklımda oluşma süreci genelde çok soyut bir yol üzerinden gidiyor. Bazen aklıma hoşuma giden bir görüntü düşer ve bunun üzerine eğilirim bazen de bir malzeme düşünsel akışımı tetikleyebilir. Bunların haricinde her türlü alışılmadık renk ve şekillere sahip canlı fotoğrafları da bu sürecin başlaması adına uyarıcı olabiliyor. Fikir oluştuktan sonra eskiz sürecine girerim ve fikir eskiz sürecinde bambaşka anlamlar bulur ve ilk halinden bambaşka bir şeye dönüşebilir. Daha sonra çizimi kumaş üzerine aktarırım ve en sevdiğim kısmı başlar. Renk ve tekstür seçimi yapmak ta en sevdiğim aşamalardan biridir.

 

2.      Bize işinizden özellikle sevgi dolu anılar barındıran bir parçadan bahseder misiniz ?  ve neden?

 Aslında bu zor bir soru çünkü genelde her işimde böyle bir parça mutlaka bulunmakta ama sanırım  ‘Işık Varlıkları için Müzik’ isimli çalışmamda güneş başlı yılanın, müzisyenin başına taktığı taç baktıkça beni duygulandırıyor çünkü orada sembolik olarak sanatçıya biçilen değerin önemini vurgulamıştım. O işimde bir müzisyen, ışık varlıklarının yaşadığı bir yerin meydanında flütünü çalıyor ve bunu çok beğenen ışık varlıkları, müzik karşılığında onun başına bir taç bırakıyor.







1.      Bu dönemde sizi en etkileyen sanatçı ve sergiler neler ? Takip ettiğiniz ve hayran olduğunuz sanatçılar var mı ?

Gerçekten çok fazla iyi sanatçı var. Beni en çok etkileyen ve hayran bırakan şey ise sanatçıların sergiledikleri cesur ifade biçimleri oluyor. Sanırım şu sıralar buna örnek olarak Ram Han, Alexandra Walizewska, David Jien ve Davor Gromilovic en sevdiklerim arasında.  Gerek renk paletleri olsun gerek sürrealizm seviyeleri olsun bu sanatçıları cesur ve dürüst buluyorum. Sergi olarak 2019’da Japonya’da gittiğim Teamlab’ten çok etkilenmiştim. Yapılan ışık oyunları  ve enstalasyonlar bugüne kadar yaşamadığım duygular yaşatmıştı.

      Türkiye’de sanata verilen değeri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de sanatını icra etmek isteyen genç sanatçılara nasıl bir yol izlemeleri gerektiği hakkında bilgi verir misiniz ?

Türkiye’de sanata deger verilmediğini dusunuyorum.  İnsanlarda sanatsal algı gelişimi zamanında İslami yasaklar çerçevesinde durdurulmuş ve şimdilerde tekrardan yeni yeni oluşmakta olduğunu düşünmekteyim. Sanat icra edenler her zaman oldu ama onu anlayan, sahip çıkan ve destekleyen bir halktan söz etmek mümkün değil. Bana halk fakir, kendi derdine düşmüş diyebilirsiniz ama bir sanatçı olarak şahsi gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki bu ülkenin aydın ve iyi durumda olan insanının da sanat ve yerel sanatçıyı çok umursamadığını düşünmekteyim. Şu anda sanat sevgisi olan ve desteğini sürdüren küçük bir zümre mevcut fakat daha fazla olabilir ve olmalı. Türkiye'deki sanatçılara olan tavsiyem global pazara açılmaları çünkü dünya çapında milliyetinizi gözetmeksizin sizin yaptığınız işi sevecek ve destek verecek olan çok güzel insanlar mevcut ama şunu da unutmayın ki Türkiye içi de olsa yurtdışı da olsa sanatınızın tanınması zaman ve emek isteyecektir. Bir gün hak ettiğiniz sevgiyi bulacağınıza dair inancınızı yitirmeden üretime devam ederseniz ki kabul ediyorum, bu zor olabilir, ektiğinizi mutlaka biçersiniz.

 






 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belkıs Balpınar Röportajı

Pelda Aytaş Röportajı