Merhaba Şenay hanım.  Bize kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba 1977 Bulgaristan doğumluyum. Marmara Üniversitesi G.S.F. Heykel bölümünden mezun olduktan hemen sonra 2004 yılında kazandığım 65. Devlet Resim Heykel Yarışması Heykel Başarı Ödülü sayesinde uzun zamandır ilgi alanım olan Uzakdoğu kültürü, heykel ve sanatını yerinde inceleyebilmek üzere bu bölgelere seyahatlerim başlamış oldu. İşlerimin çok renkliliği ve yer yer içlerinde minyatür etkileri barındırmasını bu kültürden etkilenmem ile ilişkili olduğunu söyleyebilirim. 2006 yılında yine M.Ü Güzel Sanatlar Enstitüsünde yüksek lisans eğitimime başladım ve yaşadığım birtakım olumsuzluklar sonucu tez aşamasında bırakmaya karar verdim. Uzun bir dönem heykel çalışmalarımın yanı sıra bana teknik anlamda çok şey kattığını düşündüğüm vitrin mankeni ve maskot tasarım alanlarında işler ürettim. Çalışmalarıma Varoluşçu düşünce sisteminin korku, kaygı, saçma, absürt gibi kavramları yön verirken pamuk, kumaş, yün, keçe gibi malzemeler kullanarak hayatın geçiciliğine, organik olanın sürecine kısacası ölümlülüğümüze çok renkli ve bazen mizahi bir dil ile vurgu yapmaktayım. Doğu kültürünün sözlü geleneği hikayeci yaklaşım ve sembolik anlatım dili batıda yerini yazılı kültüre kavramlara ve çözümlemelere bırakmaktadır. Yapıtlarımda her iki kültürden de beslenerek kavramlar ile sembolleri masalsı bir dil ile birleştirmekteyim….





Başlangıçta sizi bir araç olarak tekstile çeken şey neydi?

Üniversitede ilk seçtiğim malzeme taş olmuştu. Başlangıçta bu malzeme üzerinde hakimiyet kurmak çok keyifli geliyordu fakat taşın fazla katı sert ve kütlesel olması yapmak istediğim projeler için uygun değildi. Zamanla malzemem önce ahşap daha sonra radikal bir kararla ince hassas uçuşan doğal bir malzeme arayışına girmem ile pamuğa evirildi. Kuramsal olarak geçicilik, ölüm gibi kavramları koruyucu özelliği ile bütünleyebileceğini düşünerek uzun bir süre ana malzemem pamuk olarak kaldı.  Günümüz Heykel Sanatında Korku başlıklı eser metni sergim için başladığım çalışmalarımda malzeme olarak kullandığım pamuk yerini ipliğe bıraktı. Tam da anne olmaya hazırlandığım döneme denk gelen projede ilksel korku ve travmaların başlangıç kaynağı olan ana rahmi üzerinden yol alarak işlerimde kullandığım yün kadının (annenin) temsilcisi olarak sıcak, yumuşak, koruyucu özelliği ile ana rahmini imlerken yuva ve huzur duygularına gönderme yapmaktaydı.



Bize seçtiğiniz tekniklerden ve bunları nasıl kullandığınızdan bahseder misiniz?

Çalışmalarımda pamuk, pelüş, iplik, kumaş, keçe gibi tekstil alanına ait olan çeşitli malzemeleri dikiş, işleme, yapıştırma, örgü gibi teknikler kullanarak bir araya getirmekteyim. Öncelikle belirlediğim kavram ve kuramlar çerçevesinde hangi malzemenin seçtiğim konuya daha uygun olduğuna karar veriyorum. Örneğin pelüş kumaşlar, işlerimde, doğal tüy yanılsaması yaratarak canlıymış gibi görünen büyüyen boğan sıkıştıran tekinsiz bir organizma olarak karşımıza çıkar. Pamuğu genellikle tutkal ile beraber kullanıyorum, çalışmalarıma şeffaf, hassas, kırılgan bir etki veriyor. Kumaş üzerine iplik ile işleme tekniğini kullandığım işlerde ise eski ve geleneksel olana vurgu yapıyorum.



Bize işlerinizden özellikle sevgi dolu anılar barındıran bir parçadan bahseder misiniz?

El Yordamı isimli projem Gezi dönemi sonunda oluşturduğum bir projeydi. Maskeleri toplum olarak benimsediğimiz, kabul etmek zorunda kaldığımız korku, kaygı, endişe gibi birçok duygu ile başa çıkmaya çalıştığımız bir dönemdi. Bu projem için öncelikle mahallemden ve aile fertlerinden genç yaşlı ulaşabildiğim tüm kadınlarla iletişime geçerek kendilerine(kadının koruyucu dişi ve annelik imgesine vurgu yapmak için) Yün, iplik, kumaş gibi malzemeleri kullanarak istedikleri şekillerde maske tasarlamalarını rica ettim. Toplamda on beş kadın olmuştuk ve bağlantımızı hiç koparmamıştık. Proje sonunda fotoğraf aşaması için bir araya gelerek naif bir şekilde geziden, güncel sorunlardan, kendimizden bahsederek eğlendiğimiz bir gün geçirmiştik. Sanırım bu proje benim de en keyif aldığım projelerden biri olmuştu. Korku kavramı ile yola çıktığım bu projede kadının maruz kaldığı şiddet ve cinayetleri göz önünde bulundurularak fiziksel anlamda; sevilmek, bilinmek, tanınmak gibi kavramlarla duygusal anlamda; sosyal yaşam ve karar alma mekanizmalarındaki durumları düşünülerek ise kamusal alandaki varlığı sorunsallaştırılmıştı.



 Şu anda size ilham veren nedir?

Şimdiye kadar seyahat etmek, farklı kültürlerin hikaye ve mitlerini yerinde yaşayarak öğrenmek işlerimde önemli bir etkiye sahipti. Şu anda ise çok kötücül bir dönemden geçerken nereye odaklanmam gerektiğini bilemiyorum ama kızım, çocuklar ve dünyaları yeni ilham kaynağım olacak diye düşünmekteyim.



Türkiyede sanata verilen değeri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de sanatını icra etmek isteyen genç sanatçılara nasıl bir yol izlemeleri gerektiği hakkında bilgi verir misiniz?

Öncelikle çalışmalarında samimi olsunlar, popüler olana uyum sağlamaya çalışmadan içgüdülerine ve sezgilerine kulak versinler derim. Pazarlama stratejilerinin ve ilişkilerin her şey olduğu günümüzde sanat piyasasının da bu anlamda pek de temiz kalamadığını ve bu durumun motivasyonlarını bozmamasını salık verirken inatla üretmeye devam etsinler derim.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belkıs Balpınar Röportajı

Pelda Aytaş Röportajı