Merhaba Tayyibe. Bize biraz kendinden bahseder misin?
1995 Aydın/Nazilli doğumluyum. 2000-2013 yılları arasında Aydın’da yaşadım. İzmir’e Şehir ve Bölge Planlama bölümünde okuma planıyla geldim fakat kısa süre içerisinde bu bölümden ayrılıp sanat bölümlerine hazırlanmaya başladım. Sanatın alanında adımlamaya böylece başladım diyebilirim. 2014 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde öğrenimim başladı. Mezun olana dek çeşitli malzeme ve tekniklerle çalışarak ifade yolları aradım. Yaşamımı ve dolayısıyla çalışmalarımı İzmir’de sürdürüyorum.
Başlangıçta sizi bir araç olarak tekstile çeken şey neydi?
Atölyeye kumaşları getirdiğim ilk günü hatırlıyorum. Farklı zaman dilimlerine ait ve farklı dokularda kumaşların arası kendimi içinde bulduğum bir yer oldu sanırım. Bir taşınma ve ayrılık süreci sebebiyle sandık içi, çekyat altı kumaşlarının meydana çıkması bunların bir ifadeye araç olabileceğini düşündürdü. Tekrar saklanmaktansa malzeme oldular ve aslında yeni, güncel bir söylemin tabanı da oldular. Bu dille ve dokuyla çalıştıkça diğer yüzeylerle iletişimim de değişti. Alışılagelmiş yöntemlerin dışına çıkmanın ilk denemelerini böylece yapmaya başladım diyebilirim. Ki bir gayem de bu olsa gerek, başka bir bakış, başka bir bağlam, başka bir yan yanalık.
Bize fikirden yaratmaya kadar olan sürecinizden bahseder misiniz?
Bunun üzerine her yeni malzeme ve teknik önünde ben de düşünüyorum. Üretim alanının ve çıktılarının yaşama ne kadar içkin olduğunun her katmanda yeniden farkına varıyorum. Konu edinmekte ve etrafında dönmekte olduğum meseleler, bunların beraberinde getirdikleri tavır ve yaklaşım, etrafımda olan, biriken ya da benim etrafıma çektiğim şeyler ile birbirimizi dönüştürüyoruz. Bu sürecin ardından görünüre bir şey çekilmiş, bir biçim bulmuş oluyor. İçindeyken ve işe çok yakınken ayırdına varamadığım pek çok şeyi uzak mesafeden izlediğimde fark ediyorum. Devamında olduğum her noktadan işle aramdaki diyalog böylece sürmeye devam ediyor. Hepsi bir basamak aynı zamanda.
Bize seçtiğiniz tekniklerden ve bunları nasıl kullandığınızdan bahseder misiniz?
Kumaşlarla çalışmaya başladığım dönemi defterler takip etti ve bir noktada bunlar birleşti. Ardından baskı tekniği ile ilgilendim. Ve yine kumaşlar, defterler ve baskı işler bir yerde buluştu. Sonra sahaya aydinger kağıdı ile birlikte fotoğraflar dahil oldu. Paralelinde suluboya ve tüllerle çalışmaya devam ettim. Sanırım burada araştırdığım geçişgenlik hali, yüzey ve derinlik ilişkisiydi. Bu evrenin bir belirleyici özelliği de birkaç parçanın bir araya gelerek bir bütünü oluşturması. Aslında bir tür bağdaştırma, bağ kurma çabası. Farklı zaman parçalarından parçalar yan yana gelerek bir anlatı kurmama olanak sağlıyorlar.
Bu dönemde sizi en etkileyen sanatçı ve sergiler neler? Takip ettiğiniz ve hayran olduğunuz sanatçılar var mı?
Kiki Smith, Ines Seidel, Rieko Koga, Witaya Put-Pong, Neil Ferguson, Suzanna Smith Webro’yu sayabilirim. Ayrıca sanatçı kitabı ve defterleri özelinde İlhan Berk’in defterlerinden, Dieter Roth’un günlüklerinden, Louise Bourgeois’in kumaş defterlerinden ve Daniel Knorr’un kitaplarından etkilenmiştim.
Türkiye’de sanata verilen değeri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Elbette daha öncelendirilmiş bir konumda olmasını, bakışın, duyuşun ve yaşamın üzerindeki etkisinin daha çok bilincinde olunarak kendine daha fazla ve farklı alanlarda da yer bulmasını dilerim. Zaten bunu yapan ve yapmakta ısrarcı olanların yolunun biraz daha kolay, içinin bir nebze daha rahat olmasını isterdim.
Yorumlar
Yorum Gönder