Merhabalar, öncelikle davetiniz icin Fiber Art
Turkey`e çok teşekkür ederim.
1992 yılında Adana’da dogdum. Seyhan Anadolu Güzel
Sanatlar Lisesinden mezun olduktan sonra üniversiteye gitmek üzere 17 yaşımda
Adana'dan ayrıldım. Anadolu Üniversitesi Baski Sanatları Bölümü’nden 2015
yılında, çift anadal yaptıgım resim bölümünden ise 2016 yılında mezun oldum. Yüksek Lisans süresince Baskiresmin Deneysel
yolculuguna odaklandım ve tezimi ´´Cağdaş Baskiresimde Mekansal Arayışlar´´
üzerine yazdım. Ayni bölümde Sanatta Yeterlik ders donemini de tamamladıktan
sonra Almanya'ya yerleştim. Yerleştikten
3 ay sonra hayalini kurduğum bir yerde atölyem oldu ve halen Almanya'nın
Frankfurt kentindeki atölyemde sanat üretimlerime devam ediyorum.
Başlangıçta sizi bir araç olarak tekstile çeken şey neydi?
Aslında uzmanlık
alanım Baskiresim ancak üniversite
yıllarımdan itibaren malzeme ve teknik konusunda farklı sorgulamalarım oldu.
Geleneksel baski tekniklerinin deneyselliği ve kendi düzlemini asma serüveni benim icin
her zaman ilgi cekiciydi. Malzemenin de dahil olduğu yeni arayışlar icinde
oldum. Bu malzeme arayısında ipler de nasibini aldı tabi. Yüksek Lisans
süresince tuvallere bastigim serigrafilerin üzerine iplerle müdahalelerde
bulundum. Bunlar dikiş ve tekstile dair ilk denemelerimdi. Daha sonra o dönemde
beni heyecanlandıran başka seylerin pesinde koşmuş olmalıyım ki bu islere devam
etmedim. Iplerle olan iliskim tam anlamıyla Almanya'ya tasindigim zaman tekrar
ortaya cikti. Ilk üc ay kendime ait bir atölyem yoktu bu yüzden evimin salonunu
atölye olarak kullanıyordum. Taşınmamdan 2 gün sonra Almanya pandemiden dolayı
çok sert bir kapanmaya girdi. Elimde Türkiye'den getirebildiğim sinirli
malzemem vardi ve her yer kapalıyken dolayisiyla malzemeye erişimim de yoktu.
Bu dönemde elimdeki kagit ve kalemleri kullanarak resimler yaptım nihayetinde
her evin olmazsa olmazı dikiş kutusu beni kendine cekti. Böylece ipler yeniden
gelip resimlerimin yüzeyine yerleştiler. Yaptıgım kara kalem resimlere iplerle
müdahale etmeye başladım. Tabi her zaman olduğu gibi bu iliski giderek
çatallandı ve dönüştü. Boylece birbirimizi geliştirmeye basladigimiz bir süreç yeniden
baslamis oldu.
Bize
seçtiğiniz tekniklerden ve bunları nasıl kullandığınızdan biraz bahseder
misiniz ?
Aslında kulladigim dikiş islerini bir teknikle
iliskilendirebilecegimden emin degilim . Sanırım daha çok beni heyecanlandıran
ipin ve kumaşın yarattigi resimsel etkiler oluyor . Bu etkiler bazen çizgi,
bazen leke bazen de yazı olarak karsimiza cikiyor. Fotograf, resim, para gibi
seçtiğim farklı malzemelerin uzerine müdahalelerde bulunurken ipi kalem gibi, fırça
gibi kullanmayı tercih ediyorum. Bir teknik belirtecek olursam belki el ile
serbest dikiş diyebiliriz. Diyebilir miyiz?
Çalışmalarınızı
nasıl tanımlarsınız ve çağdaş sanat alanına nerede uyduğunu düşünüyorsunuz?
En genel haliyle üretimlerimde buluntu fotograflar, metinler gibi farklı
malzemeleri bir araç olarak kullanıyor kimlik, kültür, hafıza, cinsiyet ve
aidiyet konularına değinmeyi amaçlıyorum. Hafıza, kültür gibi kavramların
mekanla iliskisini arastiriyorum. Üniversite yıllarımda buluntu ve eski fotograflardan yararlandigim
pek çok tuval resmi ve baskiresim yapmıştım. Son zamalarda ise fotoğraf
nesnesinin üzerine dogrudan müdahalelerde bulunuyorum. Fotoğrafların benim icin
önemi sadece belge kanıt olarak kullanmanın ötesinde sosyo-kültürel ürünler
olarak bakış acimizi, analiz ve yorumlarimizi derinleştirecek bir potansiyelde
olmaları. Seçtiğim fotograflar sadece belli bir görsel icerik taşıyan
imgelerden öte toplumsal ve kültürel pratiklerle ic ice gecmis görselleri ifade
ediyor. Su sıralar fotograflar beni oldukça etkiliyor ancak bir tekniğe ve
malzemeye uzun süreli bir bağlanma hissetmiyorum. En azından bu durum şimdilik böyle . Malzeme daha çok anlatmak
istediğim seye aracılık ediyor diyebilirim. Etrafında dönüp dolastigim kavramların bir çeşit yankisi da olabilir.
Üretim pratiğinizden kısaca
bahseder misiniz ? Bu pratik nasıl oluştu ?
Uzun zamandır zihnim ve bedenim benzer konular üzerinde dönüyor.
Okumalarım, izlemelerim hep bu yönde oluyor. Böyle bir durumda ister istemez
cevrenizdeki yaşamları, bireysel-toplumsal olayları bu perspektifle ele alıyorsunuz.
Bir çok olan biten, beni etkileyen
durumlar sanat pratiği olarak ortaya cikiyor.
Islerimi üretirken önce kendimden yola cikiyorum.
Beni ben yapan bir çok seyin büyüdüğüm ve yasadigim toplumla birlikte
şekillenmiş ya da sekillenmekte olduğu bir gercek. Turkiye’ye uzaktan bakabilme
fırsatı bulduğumdan beri üzerine düşündüğüm kavramlar zihnimde farklı sekillerde
belirmeye başlıyor. Boylece topluma ve kendime olan yaklasimim değişiyor. Bunları
farkediyorum, bazilarini sevmiyorum bazilarini ise daha çok sahiplenme ihtiyacı
duyuyorum. Ülkeme dair imgeleri, görselleri, düsünleri buradaki farklı gözlerle
paylaşıyorum. Yetiştiğim toplumu, icinde bulunduğum toplumu ve kültürleri
gözlemliyorum, bunun üzerine düşünüyorum. Bu kaleydeskopik çeşitlilik icinde
ortaklıklar, farklılıklar, benzerlikler buluyorum. Bulduğum herseyin bilincimde
bir sekli oluyor ve bu durum calismalarima yansıyor.
Gebe kalma sürecinizden
sonuca kadar olan sürecinizden bahseder misiniz ?
Yeni bir ise baslarken duydugum en belirgin duyum
heyecan oluyor. Özellikle tam uyuyacakken aklıma bir fikir geldigi zaman uykum kaçıyor.
Genelde bas ucumda bulundurduğum defterime notlar, eskizler alıyorum. Sonra
tabi o fikirler rüyalarıma da eslik ediyor. Sonra okuma, araştırma, sorgulama
süreci başlıyor. Bazen bu süreç çok uzun olabiliyor. Tabi bu sürecin aynisini
tam tersi sıralamayla da yasadigim oluyor. Her yeni is yeni bir yolculuk benim
icin ve her is kendi öznel surecini, pratiğini yaratıyor.
Atölye benim icin zamansız ve mekansız, ve hangi
uzamda yer aldigini bile unuttuğum daha evrensel bir yer olsa da başka bir
coğrafyada ve kültürün icinde yasamaya başladıktan sonra bana ve sürece dair
birçok seyin dönüşüme ugradigini hissediyorum. Bu durumu gözlemlemek, farketmek
beni daha çok heyecanlandiriyor ve sürece katki sağlıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder